ŞİİR DEFTERİ
MAYIS
Kalp, ömür eşiğini aştı
Ruh, sevip okşadıklarını yedi bitirdi
Sevgi yeni bir kainat buldu kendine
Zaman, daha bir lakayıt.
Mayıs, bir sayılmayan yerinde zamanın
Şiir, hislerin tebessümü bıraktığı yerde
Gülüşlerin kalbe ziyanı dokunur oldu
Gözler, hür bırakıldı artık.
Özgürlüğüm, sanki güneşten değil
Çocuklardan çalmış hüviyetini,
Çocuklar tutsak bırakılmış.
Feda olunmayan ömürleriniz
Surmuş bahçelerin önünde,
duvarıymış kainatın
Gaileler ve ölümler sevmektenmiş.
Güneş artık verir mi hürriyetimizi?
Gözlerimize kına çalınmış.
25.05.2025
YAZGI
yazgının böylesine yaşanmak yaraşır
kimliği meçhul uğultularının arasında
bir ceset misali yaşlanmak da bu nursuza.
eylemek, sevindirmek, paklamak yaraşırdı
bu büsbütün noksanlığı
daracık gökyüzü
feri gitmiş muhabbetler arasında
iç çektiklerimize yaraştığı kadar aydınlık
gerçeğimize yaraşırdı
kavgalarımıza
gördüklerine gözün
ne yazık ki rab ışığını
insafımıza bırakmış.
27.07.25
KARA ÇOCUK
hücreme açılan gemi, gayesini şaşırmış olmalı
talihlisini gözleyen yurdum yağmuru, adım adım tükeniyordur
seferini bekleyen kara çocuk, gayesini bulmalı
usul usul kurumalı yağmurları
yurdumun
bahçesinde ölüm olmalı.
dökülmüş güvercinim, küllerini bulmalı
uçmalı yurdumdan, yaşlarımı içmeli
kuruyacaktır kanatları, ölecektir sebebimle
yazgısı dertli hayvan
yarimi alıp gitmeli.
şarkısıdır şimdilerde, ölü kuşların
ahıdır nefesinde gezinen.
uslanmalı,
seferini bekleyen kara çocuk
gayesini bulmalı.
12.10.25
SIZIN
darılmaksızın yüce ruhun
düşlerimden gider mi?
yaranmazsa gözlerine
yaşamak gam etmez mi?
ya gülüşlerin yormasa bir gün uykumu
sözlerim incitir mi rabbini?
kararlarım kana bulandı bu gece
ellerim urganım oldu.
serzenişlerin susmasaydı öfkenle bir
arşı bulur muydu günahlarım?
ya hiddeti dinen kaşların
getirir miydi bir mevsim?
yoluna revan olmuştum cennetimin
gündüzün doğdu,
mahşerine düştüm gözlerinin.
08.11.25
YAVRUCAĞIM
mesul değilsin yavrucağım
umut varken koşamamak
yüreğini dağlamasın.
küçük gözlerin kanamasın hasretten
ufalanmasın yaslandığın yamaç,
avuçları yardım dilenenler
arkandan ağlamasın.
o kadar güzeldir ki ummak
sonu gelen bir hasret
rüyalarımdan çıkmasın.
ebediyettir oysaki
gülüşlerin aklımdaki
izin ver, yıkılsın devran
ki ölümümü, börtü böcek duymasın
gündüz gece direndik
yok yere yavrucağım,
bitmeyecek bir acziyetin
bıçağına sarıldık.
yeni bir güneşi bekle
gelecekmişçesine yavrucağım
doğmamış umutların
toprağımda yanmasın.
keyfekeder değildir devrilişim,
nasıl ki düşmanım değildiyse hasretin
cennet bahçelerinden, ölüm acısı dilenmekti
son kez yamacıma gelişin.
bakamadan gözlerime
affet beni yavrucağım
ha gelmişim, bir gitmişim.
01.08.26
ON KURŞUN
pay biçmiyorum olandan bitenden kendime
hisseleri gasp edilmiş bir berduş gibi
hikayeler sığdırıyorum
gözümün seçtiği her bir boşluğa.
takvim aralarından her bir yeni güne
arkalı önlü birer vefat haberi ve
afili birer kış posteri, en cafcaflısından.
ben
küfretmeden duramıyorum
en masumane vedaların ve hatta
göz pınarları kabarmış kadınların
acılarının orta yerine
paslanmış bir ağır söz
kirletilmiş iki parça hayal
son işittiğiniz şeyden beri selamıma dair
epey bir sevimsizim
üstelik bir bayram dahi atlatmamışken üzerinden.
on kurşun çiğnedim ben
vicdanım piç oldu
günahkar ellerim, taş tutmasa bari.
velhasıl dünyanın
şeref artıklarını topladım cebime
yirmi biri gün ettim, sayıyorum.
birden üçe karanlık
gerisi annemin duası.
09.08.26
ZEHİR ZEMBEREK
günlerimi vermeden ellerime
hak ettiğimden bir fazla saydı dertleri,
yahut kollarımdaki dermanı
çöpçatanlara bahşetti
kuruttu vicdanımı derdim
ağlamaksız vuslat ve intiharı öğreten
gözleri olmasaydı annemin.
haktan caydı gözlerim
nefsine düşman, rabbine küskündür
inanır mısınız
zehir zemberek de bir kalbim var
kurusun ellerime değenler derdim
ceset liğmeleri ve kan
görmeseydi gözlerim.
sözleriniz bir beni çiğnedi
düğümledi ciğerlerimi,
kan satan şu mabedin
yansın yıkılsın derdim
vicdanım bilmeseydi
küfür gibi iyilikleri.
içtim günahlarınızdan
dünyanın bütün işkencelerini
tek geceye sığdırdım,
ne iflah olurum ne de
taşabilirim sokaklarınızdan.
hasretim
utancım
kinim
korkum
ve ölümüm
üşüyorum,
kan damlıyor bacaklarımdan.
24.08.26
BUĞULU GÖZLER
cılızdım
anlamadım
serpildim
gündüz gece
sevildiğime inandım.
gözlerime baktım
yalansızca sevdim.
bileklerimde derman buldum
uzattım ellerimi
parmaklarımla ben
güneşe dokundum.
kördüm
gördüğüm yalandı
rüya gördüm
kördüğüme sarıldım.
buğulu gözlerle ışığını görmeden
güneşe türküler yazdım.
kaldırdım başımı
yıldızlarda eksik var
ağrılı gözlerle ben
kandillerimi saydım.
02.09.26
BİR DİLEK
sahiplen bu yalanlarımı
ve hatta al yanına
sev benim kadar
çünkü günden güne bir o kadar yürümek
ve yere basmasın istiyorum ayaklarım.
bir gariplik var sahiden
aynı kırık taşa, aynı yerde takılmıyorum.
devirdiğim kayıkların akıbetini sormaz oldum
seni aradığım kadar.
küfür kıyametken demir ranzalar
ne kuş lastikleri, ne bir testi benzin
yer etmiyor aklımda
belki de akşamları
bir masal kazıyorumdur yazgıma
dermanın yazıldığı,
avucumdaki yarayı kaşımak
yahut sevmek bir kadını.
bir kalem
ve bir dilek çaldım
affet
en azından benim kadar yaşlı bir adamın
ve belki de meczup bir sarhoşun
son arzusunu hiç ettim ben.
21.09.26
BUGÜNÜN MESELESİ
kaybetmediğin bağlar bahçeler
koparmadığın her menekşe ve
tırnaklarınla saymadığın özgür akşamların
cezası olabilir mi
gıyabında şükredilmeyen her sevginin?
yazacaklarım bundan ileridir,
bugünün meselesi
damarlarından taşarcasına ağlayan bir babanın
tahtaları yangın kaçağı evinde
bir çocuğun gülmesidir.
"hatırıma dönmese de devran,
katilleri sevecek kadar haklıyım" demenin nursuzluğu gibi
yüzünü seyre dalmanın utancını ciğerlerime
günden güne çekiyorum.
ne varsa maziden artakalan
ufak bir kıpırtıya ve hatta
çekip gitmek de olsa yalansız bir davaya
değişmek istiyorum.
30.09.26
HAYAT BULACAK
boğum boğum bir gölge, saracak hanemizi
damımızdan yaşlar sızacak
yazık olacak
ömrüne armağan şu biçare omuzlarıma.
kundağımı eskiten her masum çığlığım
derinlerde bir yerde, hayat bulacak.
alev aldı deryanın ortasında
bir kayık ki sanki endamı
gülüşlerimize şerh düşer gibi
korlar düşürdü satır aralarına.
bir kez olsun dön yüzünü
bu defa, saatleri bükercesine dalayım seyrine
kır saçlı babam gibi son nefesimde
çocuk olacağıma.
hastalıklı bir dudak kıpırtısı
yahut beyazları kan çanağı bir adamın
utanarak yardım dilenmesi
yanmaktan öte en külfetli cezasıydı
şu aciz cehennemin.
garip sancılar gezerken damarlarımda
hep aynı kaset takılıyor
beynimin orta yerinde, aynı yerde.
yüz birinci parça, ilk on beş saniye
bir kız çocuğu
bağırıyor ince ince.
dedim ya
boğum boğum bir gölge
saracak hanemizi
kundağımı eskiten her masum çığlığım
derinlerde bir yerde
hayat bulacak
anne.
04.10.26
Yorumlar
Yorum Gönder