Deli miyiz biz?
Merhabalar. Sanırım bir kısmınız, yani eski toprak
takipçilerim beni 2020 senesinden beridir tanıyor. Başlangıçta sosyal mecraları
başıboş/gündelik konular üzerine kullanıyordum. Sonraları hâlihazırda
ilgilendiğim din felsefesi/felsefe konularından daha fazla bahseder oldum. Bu
tarz mecralarda herkesin dilinde bir yanıt dolaşır durur ‘felsefe ile neden
ilgileniyorsun?’ sorusuna karşı: “hakikati arıyorum..”
Önden söylemem gerekiyor ki ben bu söz kadar çok az söze gıcık
olurum. Şimdi diyeceksiniz ki ‘senin bu sözle ne derdin olabilir be Berat?’
Öyle, kendisiyle bir derdim yok zaten. Hatta var olan bu gıcıklığımın detaylı bir
gerekçelendirmesi bile yok. Belki de bu sözü ağzına sakız eden insanlara gıcık
oluyorumdur sadece. Belki de bu sözü murdar edenlerin "hakikat" kavramına Fransız bile kalamayacak kadar çocuk olmalarıdır gıcıklığımın sebebi. Yahut bazen hakikatin kimsenin temel motivasyonu olmadığı konusunda dürüst olamayıp, sahtekarca "hakikatin peşindeyiz" mavallarına devam etmeleridir.
Benim felsefe ile haşır neşir olmamı sağlayan en başta hakikat
sevdası değildi sanırım. Bir iki olağan dışı argüman kulağıma çalınmış, ben de
bu argümanların mevcut dini inancıma olumsuz bir etki bırakacağından korkuyorum
o aralar. Anlayacağınız mevcut inancım hakkında birtakım şüpheler oluşmuş
kafamda, ben de konulara daha detaylı girerek inancımı muhafaza etmeye gayret
edeceğim. Amaç bu. Yani gayet de taraflıydım en başında. Karşıt argümanları
değerlendirirken teraziyi dengede tutma, tarafsızlığını koruma tarzı yetileri
sonradan kazandım.
Bu dönemi takip eden iki yıl boyunca din felsefesi konusunda
daha detay okumalar yapma faslını devam ettirdim. İnsanlarla fikir alışverişi
yaptım, yazılar yazıp sildim vs. Günün sonunda bir inanç üzerinde sabit kaldım.
Genel olarak elbise değiştirir gibi inanç değiştiren bir insan olmadım. Bu tip
kararları olabilecek en uzun ve verimli vakitler sonunda verdim. Zaten böyle
olması da gerekiyordu bir yandan. Özellikle Tanrı ve onu ilgilendiren konularda
insanda sanki dünyanın en matah mevzusuna vakit harcıyormuş hissiyatı oluşuyor.
Baksanıza Twitter’da çeşitli hesaplar dünyanın belki de en işe yaramaz
tartışmaları uğruna birbirlerinin kalbini kırıyor. Akademik ahlaklarına varana
kadar ağır sözler sarf ediyor. Hoş bazıları da bunu hak etmiyor değil.
Birisi x pozisyonu savunuyor mesela, ve onun dışında bir
pozisyon üzre olanları bilmem ne ilan ediyor. Mesela bu adama kimse demiyor ki;
‘ne sen önemli birisin, ne de bu
pozisyonu savunman kimsenin umurunda.’ Çok çok yetkin birisi olsan dahi sanki
uğraştığın konu insanlar üzerinde somut bir kötü/iyi etkiye sahip. Burada din
felsefesi ve onunla ilişkili alanları aşağılamayı amaçlamıyorum, veya bu
alanlara emek ve vakit harcayan insanları. Demek istediğim tek şey bir insanın her
neyi savunuyor olursa olsun, savunduğu şeyi olabilecek en matah seviyede
görmemesi gerektiği.
Şuan tam da bunun açıklamasını yapmak istiyorum. Din
felsefesi vb. alanların o kadar da matah alanlar olmadığı düşüncesi bende
sonradan oluşsa da bu, o alanların vakit ayırmaya değer olmadığı anlamına
gelmiyor. Halen vakit ayırılabilir, ben de ayırabilirim. Neticede en basit düşünceyle
bu bir merak meselesi bile olabilir. Bu konuların benim nezdimdeki
önemsizliğinin oluşmasının sebebi hayata dair insana elle tutulur bir şey
vermemesi. Yani belki de hayatına daha çok somut etki bırakan etik, hukuk,
sosyoloji gibi alanlara yönelince insanın akıl yürütmelerinin, vardığı sonuçları
hayatına uygulamasının gerçekten bir anlamı olacak gibi. Şimdi Tanrı’nın varlığına
inanıyorsun, veya Tanrı’nın zaman çizgisinin dışında olduğunu savunuyorsun,
veya Tanrı’nın maksatsız kötülüklere x senaryosunda izin verebileceğini
düşünüyorsun falan. Geldin bir de bunu inançlarından birisi olarak tayin ettin. Ee? Belki Tanrının
varlığı/yokluğu senin için daha fazla olasılık kazandı. Ee, peki? Bunu hayatına
uygulamak diye bir şeyden söz dahi edemiyorum. Yani bu konuları gözünüzde matah
kılan tek şey cennet-cehennem’in varlığı ise sözüm yok. En azından üzerindeki somut
etki ahiret korkusunun giderilmesi olurdu. Erdemli olan şeyin dine bağımlı
olmadığını kabul eden birisi için bu korkunun giderilmesinin gerçekten bir
önemi var mı? Belki bir dinle beraber doğuyorsunuz, ama tüm memleketin ilahi
buyrukçu olarak doğduğunu söylemek zor olurdu. Bu tarz konuların önemi belki de
temel seviyede bir inanca sahip olana kadardır arkadaşlar. Cidden yer yer
soruyordum kendime, ‘öyle ya da böyle bir inanç üzerinde sabit kaldın, cidden zorun ne
de ömrünü bu konular üzerinde geçirmeyi planlıyorsun? Yapacak daha önemli
işlerin yok mu?’ diye.
Belki bu kafanın natüralist bir kafa olduğunu
düşünüyorsunuzdur. Belki de doğru, ama emin olun öyle olmak zorunda değil. Oluşturduğun
temel inançtan da şüphe duyduysan, aklının takıldığı konu üzerine bir iki gün
oku, biraz da düşün. Olmadı eski inancına tekrar dön ve onun gerekliliklerini
yap. Gerçekten neden durmadan kendimizi bir şekilde ikna ettiğimiz inançları
ömrümüz boyunca kurcalamaya devam ediyoruz? Deli miyiz lan biz?
-İnanç derken kapsayıcı bir kavramdan bahsediyorum
farkındayım ama burada her türlü felsefi inançtan değil Tanrı’yı
ilgilendiren inançlardan bahsediyorum. Hızımı alamadım, bu dipnotu düşmem
gerekiyordu.-
Şimdilik yakın vakitteki amacım siyaset felsefesi ve ardından sosyoloji gibi alanlardan ilerlemek. Şuan da bunun hazırlığı içindeyim zaten. Beni ne kadar tanıdınız bu güne kadar bilemiyorum ama şundan emin olun ki benim sağım solum belli olmuyor. Hem de hiç. Karşınıza ‘ben biraz da edebiyata yöneleceğim’ ile de gelme ihtimalim her zaman var. Hoş, edebiyat gözüme hiç olmadığı kadar çekici görünmeye başladı meydanda dolaşan bunca zırvacının ardından.
Beni bahsettiğim bütün bu düşüncelere sevk eden şey bir akşam
oturtup bu konular üzerine düşünmem değildi. Hayatımda çok şey değişti. Tabi
uzaktan bakan birisi için aynı tas aynı hamam. Berat kavrulup gidiyor işte. Gerçi
bu aralar zihnimden geçen olağan dışı ama küçük düşünceler bile hayatımın dönüm
noktası hissiyatı veriyor. Belki rutinlerim birbirine çok benziyor ama ben o
rutinlere aynı gözle bakmıyorum ki. Benim için küçük şeylerin bile amacı baştan
aşağı değişti gibi. Sadece bu da değil. Küçük şeyleri yaparken alamadigim zevki
şuan yine alamıyorum, ama diyorum ki aslında eskiden zevk alıyormuşum sanırım.
Belki halen zevk alıyorum. Dedim ya küçük bazı şeylerin amacı benim için tepetaklak
oldu diye. Din felsefesi de biraz buna kurban gitti galiba. Ben de bu durumu en
başında yaptığım gibi rasyonalize ettim. Yanlış anlamayın bunun taraflılık
olmadığına eminim, gerçekten bana uygun gelen şeyleri anlattım size.
Hepsinin dışında sanırım artık genel manasıyla insanlardan haz etmiyorum. Mesela şuan karşımda deniz var. Kıyısında insanlar yürüyor. Az evvel karşımdan geçen birisinden hiç haz etmediğimi hissettim. Bana gelip yol sorsa kaşım çatık cevaplayacakmış gibiyim. Hâlbuki ortada hiçbir şey de yok. Allah’tan tuzum kuru, kimse gelip durduk yere selam verme ihtiyacı hissetmiyor. Kötü birisi değilim sanırım, yani sebebi bu değildir diye düşünüyorum. İnsanlara kötü de davranmıyorum sonuçta. Ama durduk yere selam almak bile bu aralar canımı sıkardı.
Yorumlar
Yorum Gönder